← Tüm yazılar

Seni Vicdanınla Baş Başa Bırakıyorum!

🌿 İyi Hissetmek dergisinde yayımlandı

Vicdanı başkasının gözünden öğrenmek, kendimize yabancılaşmak ve Şema Terapi'nin Sağlıklı Yetişkin yanıyla vicdanı yeniden tanımlamak üzerine. (İyi Hissetmek dergisinde yayımlandı.)

Çocukken, eğer X ya da Y kuşağındansanız, bir karınca yuvasını mutlaka kurcalamışsınızdır. Yuvanın önüne biraz toprak koyar, bazen birkaç buğday tanesi bırakırdık. Amacımız zarar vermek değildi; sadece merak ederdik. “Bakalım şimdi ne olacak?” Ama çok geçmeden arkadan tanıdık bir ses yükselirdi: “Yapmayın çocuklar, Allah yakar!” Sonra da “Hadi güzel güzel top oynayın.” Böylece merak, yerini usulca korkuya bırakırdı. Sonra aynı çocuk, başka bir gün oyuncaklarını arkadaşlarına verdiğinde bu kez bambaşka bir cümle duyardı: “Maşallah, ne kadar vicdanlı çocuk yetiştirmişsin. Bütün oyuncaklarını arkadaşlarına veriyor.”

Merak etmek yerine uslu olmak, kendinden vermek, fedakâr olmak övülürdü. Merak eden çocuk riskliydi; paylaşan çocuk ise vicdanlı. Büyürken vicdan tanımını başkasının gözünden öğrendik. Eğer kuralların değil de “neden”lerin konuşulduğu bir evde büyüdüyseniz gerçekten şanslısınız. Bizim evde ise vicdan kavramı çoğu zaman annemi üzdüğüm anlarda devreye girerdi.

“Hiç mi vicdanın sızlamıyor? Anneni üzmeye utanmıyor musun? Seni vicdanında baş başa bırakıyorum, oturup düşün nerede yanlış yaptığını!”

Ben de zamanla şunu öğrendim; annemin kuralları dışına çıkarsam hayırsız ve vicdansız olurdum; kendimden vazgeçersem vicdanlı…

Böyle olunca kendi vicdanım gelişmedi; sadece kuralları ezberledim. Vicdan bana doğruyu anlamanın değil, cezadan kaçmanın bir yolu gibi öğretildi. İyi olursam ödüllendirilecektim, yanlış yaparsam cezalandırılacaktım. “Neden?” sorusunun üzerini yıllar içinde kalınca bir toprakla örttüm. Ama üzerini örttüğüm yalnızca sorular değildi; isteklerimdi de.

Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi kitabında şöyle der: “Geri çevirdiğimiz şeylerden ötürü cezalandırılırız. Boğmaya yeltendiğimiz her türlü istek zihinde kuluçkaya yatar ve bizi zehirler.” Bu cümle yalnızca bastırılmış arzuları değil, görmezden geldiğimiz duyguları ve susturduğumuz benliğimizi de anlatır; çünkü insan, yok saydığı hiçbir şeyi gerçekten geride bırakamaz. Bastırılan her duygu, uygun zamanı bekleyen bir misafir gibi içimizde yaşamaya devam eder.

Yıllar geçti, yaş büyüdü ama başkalarına emanet ettiğimiz vicdan pek değişmedi. Kendimiz olmayı öğrenmeden önce vicdanlı olmayı öğrendik. Sürekli “Başkası ne der?”, “Ayıplanır mıyım?”, “Vicdansız olduğumu düşünürler mi?” diye yaşarken kendi iç sesimizi duyamaz olduk. Başkaları neyi doğru dediyse onu doğru bildik. Neyi yasakladıysa ondan uzak durduk. Bir an olsun durup “Ben gerçekten ne düşünüyorum?” diye sormayı ihmal ettik. Belki de hâlâ çocukluğumuzun içindeyiz. Kendimize kendi gözümüzle değil, anne babamızın gözleriyle bakmaya devam ediyoruz.

Şema Terapi de benzer bir yerden seslenir bize. Çocuklukta karşılanmayan ihtiyaçlar ve bastırılan duygular zamanla erken dönem uyumsuz şemalara dönüşür. Biz fark etmesek de yetişkinlikte ilişkilerimizi, seçimlerimizi ve kendimize bakışımızı yönetmeye devam ederler.

Şema Terapi’nin güçlendirmeye çalıştığı Sağlıklı Yetişkin yanı da tam da bunu hedefler: Cezalandıran Ebeveyn ya da Talepkâr Ebeveyn yanı yerine; ihtiyaçlarını, değerlerini ve davranışlarını dengeleyebilen bir iç ses geliştirmek. “Vicdan sesimiz” yalnızca ahlaki bir yargıç değildir. Bazen bastırdıklarımızı bize hatırlatan, ihtiyaçlarımızı fark etmemizi sağlayan içsel bir rehberdir.

Bugünlerde çevremde çok sık şu cümleyi duyuyorum: “Hayat artık anlamsız. Yaşamak çok zor geliyor.” Belki de mesele gerçekten yaşamanın zor olması değildir. Belki mesele, hayattan keyif alabilmenin giderek zorlaşmasıdır; çünkü vicdanını elaleme emanet eden kişi, farkında olmadan görünmez bir kıskacın içine girer. Kendi istekleri, duyguları ve arzuları toplumun beklentileriyle çatıştığında onları bastırır. Bir süre sonra yalnızca arzularını değil, kendisini de ihmal etmeye başlar.

Ne istediğini, neye sevindiğini, neyin onu gerçekten mutlu ettiğini unutabilir. Başkalarının onayladığı hayatı yaşarken, kendi hayatına yabancılaşır. Bugün birçok insanın hissettiği anlamsızlık buradan doğuyor olabilir.

İnsan yalnızca istediğini yapamadığı için değil, bir süre sonra ne istediğini unuttuğu için de hayattan uzaklaşır. Bastırılan her ihtiyaç, ertelenen her duygu ve susturulan her arzu, yaşamın renginden biraz daha eksiltir.

Peki başkalarının gözünden izlediğimiz vicdanımızı geri almaya ve onu Sağlıklı Yetişkin Modu’nun rehberliğinde yeniden tanımlamaya var mısınız?

Bu yazı İyi Hissetmek dergisinde yayımlanmıştır. Kaynak: Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi, çev. Selen Haktanır, İndigo Kitap, 2017.

Bu konuları birlikte konuşmak ister misiniz?

Randevu Oluştur