Hakuna Matata
“Endişelenme, mutlu ol!” gerçekten işe yarar mı? Endişeyi yok saymak yerine onunla başa çıkmayı öğrenmek üzerine.
Türkiye'de “kaygılanma!” demek neredeyse ulusal bir slogan hâline geldi. Enflasyon, alım gücündeki azalma, pandemi gibi birçok etkeni düşününce haklılık payı olan bir cümle. Birbirimize en sık söylediğimiz şey: “Endişelenmeyi bırak, neşelen.”
Keşke bu kadar basit olsaydı. Araştırmalara göre Türkiye nüfusunun yaklaşık %20'si bir anksiyete bozukluğuna sahip — yani her 5 kişiden 1'i. Tam teşekküllü bir kaygı bozukluğumuz olmasa bile, hepimiz endişelenmenin nasıl bir şey olduğunu biliriz.
Mark Twain'in dediği gibi: “Hayatımda binlerce korkutucu deneyim yaşadım, bir ya da ikisi gerçekten oldu.” Endişeyi saklanacak, inkâr edilecek ya da yokmuş gibi yapılacak bir şey yerine, insan olmanın normal bir parçası olarak görmeye başlasak ne olur?
Endişelenmeyi anormal ve mutluluğun düşmanı olarak değerlendirdiğimizde, kaçınılmaz olarak endişemiz hakkında endişelenir, sonra bu endişe için yine endişeleniriz. Üstelik “Çok fazla endişeleniyorsun” ya da “Bunun için endişelenme!” gibi dünyanın en gereksiz tavsiyesini vermekte de hızlıyız — sanki bu sihirli biçimde endişeyi durduracakmış gibi.
“Aslan Kral”daki “Hakuna Matata”, “endişelenme, hiç üzülme” anlamına gelir. Aslında çocuklara endişelenmemeyi küçük yaşta öğretiyoruz. Oysa herkesin zaman zaman endişelendiğini ve endişeyle başa çıkmak için pratik beceriler — farkındalık becerileri — geliştirilebileceğini öğretsek daha iyi olmaz mı?
Endişe bizim bir duygumuz; “endişelenmeyeceğim” demekle bitmez — kaşınan yeri kaşımamaya çalıştıkça daha çok kaşınması gibidir. Her duygu geçer; mutluluk gibi, öfke gibi. Onunla savaşmayın. Farkındalık becerilerini geliştirip endişeye içinizde yer açarak onu asgari düzeye indirebilirsiniz. Nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız bir uzmandan destek alabilirsiniz.
İlgili sayfalar
Bu konuları birlikte konuşmak ister misiniz?
Randevu Oluştur