Görülme İhtiyacından Kendini Görmeye
🌿 İyi Hissetmek dergisinde yayımlandıCesaret, görülme ihtiyacı ve içimizdeki incinmiş çocuğu Şema Terapi penceresinden dinlemek üzerine. (İyi Hissetmek dergisinde yayımlandı.)
Cesaretin Yunanca karşılığı ‘tharrostur’ ve bu kelime ‘cüret’ ya da ‘özgüven’ anlamına gelir. Yani insanın; ölüm, sonluluk ve kaygıya rağmen kendini savunma ve onaylama yeteneğidir ve hiç kimse bundan muaf değildir (Tillich). Bu nedenle cesaret, yalnızca dış dünyaya karşı bir duruş değil, aynı zamanda insanın kendi iç dünyasında verdiği sessiz ama derin bir mücadeledir. İnsan, varoluşunun kırılganlığını fark ettiği ölçüde cesaretin ne anlama geldiğini daha iyi kavrar.
Bu bilgiler ışığında, sonluluğumuzla yüzleşerek kendi varlığımızı onaylayabilmek… İyi de bu nasıl olacak? Sonluluğun bu kadar inkâr edildiği bir çağda; yaşlanma tedavileri, botokslar ve gençlik aşılarıyla ölümlülüğe meydan okunmaya çalışılırken, insanın kendi faniliğini kabul etmesi giderek zorlaşıyor. Peki ya sorumluluk? O da neymiş? “Instagram kaydırıyorum, o hâlde varım” çağındayken; TikTok’ta beğeniliyorsam var oluyorum. Görülmek ve onaylanmak, var olmanın neredeyse tek ölçütü hâline geliyor.
“Özgüvenli olmak istiyorum” demeyen insan neredeyse yok. Ancak kavramın içi boşaldıkça değeri artıyor sanki. Özgüvenli olmayı Tillich bağlamından çıkarıp kendi bağlamımıza çekiyoruz: Daha güzel olmak, daha başarılı olmak, daha fit olmak, daha zengin olmak… Oysa bu “daha”lı cümlelerin altında Talepkâr Ebeveyn sesi yatmıyor mu? “Daha çalışkan olursan sevilirsin, daha güzel olursan ilgi görürsün.” İçimizdeki bu ses, çoğu zaman fark edilmeden içselleştirilmiş Beklentili Ebeveyn beklentilerinin yankısıdır.
Hepimiz yeterince sevilmek ve görülmek isteyen o İncinmiş Çocuğu taşıyoruz. “Daha güzel olursam vazgeçilmez olurum” düşüncesi Terkedilme şemasının, “Daha başarılı olursam hiçbir kusurum görünmez” düşüncesi ise Kusurluluk şemasının Aşırı Telafi modunun bir yankısı değil mi? Tüm bu çabalar, aslında içimizdeki o kırılgan parçayı koruma girişimi olarak ortaya çıkıyor.
Kendi şema seslerimizin altında ezilmemek için durmaya ve incinmiş çocuğu dinlemeye cesaret edemiyoruz. Oysa durmak, yüzleşmenin ilk adımıdır. Tillich, cesareti şöyle tarif eder: ‘Onaylanan benliğin, özünü onayladığı ahlaki bir eylemdir.’ Ben bu cümleye Nietzsche gibi bakıyorum: ‘Hayatını, aynı şekilde sonsuz kez yaşamak zorunda kalsaydın buna lanet mi ederdin, yoksa bunu en büyük onay olarak mı görürdün?’ (Nietzsche) Bu sorulara verilen yanıtlar insanı ya derin bir huzura ya da iç sıkıntısına götürür.
Eğer bu sorular size karışık geldiyse, şema terapi diliyle açıklamak mümkün: Cesaret, hem içimizdeki incinmiş çocuğa şahit çıkabilmek hem de ona koşulsuz şefkat ve merhamet duyabilmektir. “Daha… olursan severim, görürüm” demeden kendimizi onaylayabilmektir. Çünkü Sağlıklı Yetişkin sesinde kalmak, kendimize bu alanı açabilmek demektir.
Olduğumuz gibi kabul edildiğimiz bir ailede ve toplumda büyüseydik, kim bilir ne kadar cesaretli ve özgüvenli insanlar olurduk. Toplumun tek tip “Instagram sapiens” bireyleri olmak yerine, çok daha çeşitli ve özgün kimlikler geliştirebilirdik. Belki bu kadar geniş topluluklar göremeyeceğiz; ancak yine de cesaretle, kendimizi dışarıya göre değil, içimizdeki çocuğa göre yaşayabiliriz. O ne söylüyor, ne istiyor? Onun sesine kulak vererek inşa edeceğimiz her düşünce ve her adım, bizi adım adım gerçek cesarete yaklaştıracaktır.
Bu yazı İyi Hissetmek dergisinde yayımlanmıştır. Kaynaklar: Paul Tillich, Okyanus Yayınları, 2014; Friedrich Nietzsche, Şen Bilim, Say Yayınları, 2006.
İlgili sayfalar
Bu konuları birlikte konuşmak ister misiniz?
Randevu Oluştur